bos beles isler

x + y = düttt

macera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
macera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2010 Çarşamba

sizin için denedik ama başaramadık macera no:7


bilenler bilir eskişehirli black metal grubu episode 13'ü ve efsane olmuş pozlarını.
la havle ve la kuvvete adlı çalışma

şimdi bu pozla ilgili her türlü geyik çevrildi zaten.yağmur duasından,istikbal göklerdedire,tanrıyı gökyüzünde arama zira o senin içindeye kadar türlü türlü yorum yapıldı.uzatacak değilim.

vaziyet şudur:
bu episode 13 arkadaşlarımızın kafasını yaşayabilmek ve onlar kadar meşhur olabilmek adına verdiğimiz çaba,eskişehir topraklarına ayak basar basmaz meyvesini verdi.eskişehir'e gitmek gerekiyormuş bunun için evet,aynı havayı solumak...
gerçi bizim meyvemiz episode 13 elemanlarınınkinin yanında biraz ham kalıyor ama kopmuş bulundu artık dalından yapacak bir şey yok.
ılımlı metal
green metal

28 Eylül 2010 Salı

sizin için denedik ama başaramadık macera no:6


savaş ay izlememeliydik kanımca.duvarlar böylesine renk değiştirmezdi o vakit.
sitemim sanadır savaş ay! o varillerde yanan ateş etrafında ısınaraktan program yapmayacaktın.
soba cennetini terkederken arkamdan sövdürmeyecektin!

2 Nisan 2010 Cuma

sizin için denedik ama başaramadık macera no:5

bu maceramızın konusu: karın üstünde naylon poşetle kaymak

şimdi sevgili okur,bazılarımız şanslıdır kış ayları.sonbahardan babaları,amcaları,abileri,dayıları vs tarafından kışa yetiştirilmek üzere hazırlanmış kızakları vardır çünkü bu kişilerin...herkesten daha mutlu yaşarlar bu insanlar kış mevsimini; böyle sindire sindire...

neyse...

kızak sahibi olmayanlar da kıçlarının altına kestikleri büyük poşetleri yahut plastik leğenleri koyarak gidermeye çalışmışlardır bu eksikliği...benim de tarzım genel itibariyle buydu.bunca yıllık poşet kayakçısıyım bir kere olsun düzgün bir kayış sergileyemedim.hep eşe dosta gıpte etmişimdir negzel kayıyorlar diye.

antenman olayı değil sanırım poşetle düzgün kaymanın sırrı...lise yılları,üniversite yılları; yaptığım onca poşet aktivitesi ya kaldırımdan uçmamla ya da kaldırıma çıkmamla sonuçlanmıştır zira.sadece yancı olup,eşin dostun poşetinin üztünde onlarla kaydığım zamanlarda bir başarı edebildim,gerisi poşetin altımdan kayması,benim poşetin üstünden kaymam gibi hadiseler işte.

okullar bitti,mesleki durumlar peydah oldu...meslek hayatımın bağrına atıldığım 2. şehirde koca koca insanlar yine poşetle kayma aktivitesine imza attık.daha doğrusu onlar attılar,ben yeltendim.çok hatrı sayılır dostlarım pek bir azimli çıktılar; kendileri gibi kayabilmem için insanüstü efor sarfettiler sağolsunlar.
genel kanı benim poşetle kayma sanatı için yaratılmadığım yönünde oldu ne yazık ki...

herkes şanslı doğmuyor azizim!!!

sonuç olarak ''ben denedim,başaramadım ama şurda hata yaptım,siz böyle yapın'' gibi tavsiyelerim de olamayacak.üzgünüm sayın okur.hatta varsa bunun bi yolu yordamı,yöntemi tekniği; siz bir el atıverin,bir anlatıverin madde madde be hacım...



10 Mart 2010 Çarşamba

sizin için denedik ama başaramadık macera no:4

bu maceramızın konusu: direksiyonda poz verme ekolü
sanırım direksiyonun icadı ve otomobile montesi ile başladı her şey.teknolojinin alıp başını ayaklanması ile de son halini aldı bu direksiyonda poz verme hadisesi.önceleri son model araba içlerinde verilen ve bir fiyaka göstergesi olarak kabul edilen poz verme eylemi,daha sonraları tüm yurdum insanının da gözde aktivitesi haline geldi.
tüm otomobiller, markası,beygiri kaç olursa olsun, birer fotoğraf çekim alanı muamelesi görmüştür kanımca.

neyse...şimdi efendim bu eylemin vuku bulması için gerekli malzemeleri sıralayayım hemen:
*bir adet herhangi bir otomobil
*şoför koltuğu
*direksiyon
*tercihen vites
*fotojenikliği önemsiz bir insan evladı
*fotoğraf makinesi
*fotojenikliği önemsiz insan evladının fotoğrafını çekecek herhangi bir vatandaş

yapılışı:
*fotojenikliği önemli olmayan bir insan evladı evden çıkarken eline bir fotoğraf makinesi alır.sokakları turlarken kapısı açık bir otomobil görür carrefour otopark alanında.içinde garip mi garip bir dürtü meydana gelir.otomobile avına gizlice sokulan bir hayyyvaan gibi yaklaşır,yaklaşır ve kapıyı açıp oturur şoför koltuğuna.koltuğun ayarı ile oynar,direksiyon ve vites kolunu söker bu zat-ı muhterem.direksiyonu koluna geçirip,vites kolunu da koltuğunun altına alır ve iner otomobilden.kapıyı kapatırken durur ve elindeki fotoğraf makinesini yük fazla oluyor diye şoför koltuğuna bırakır.sonrasında kapıyı kapatıp yoluna devam eder.yolda bu şahsın garip halini farkeden fotoğraf makineli herhangi bir vatandaş ''aaa ne garip,çekeyim de ben bunu akıllı tv'ye neyin yollarım'' der ve çeker bu şahsın fotosunu.

hayır sevgili okurcan...böyle alengirli bir hadise değil bu.
binersin aracın şoför koltuğuna;senin olması,olmaması yahut kullanmayı biliyor ya da bilmiyor olman bir şey değiştirmez,tutuşturursun bir eşin dostun eline fotoğraf makinesini,iki elini direksiyona atarsın yahut tekini vitese,gülümsersin,olur biter...artık rahat uyumaman,benim de direksiyonda pozum var dememen için hiç bir sebep yok...

misal biz denedik olmadı...

hala uyku problemi yaşıyoruz hatta...nerde yanlış yaptık ki?

2 Mart 2010 Salı

sizin için denedik ama başaramadık macera no:3

bu maceramızın konusu : insanın kendisine yakışan gözlük bulma sorunsalı sayın okur.
küçüktüm,ufacıktım,böylesi bir buruna sahip olacağımı tahmin dahi edemezdim.ergenlikten sonra evrimini tamamlayan bu burun organı benim 25.yılımda bir güneş gözlüğü sahibi olmamı sağladı.o da zorla...

ne zamanki güneş gözlüğü almaya kalkışan bir arkadaşım olsa,1 numaralı alış veriş arkadaşı olarak yanında biterdim.''kendime uygun bir güneş gözlüğü bulurum belki'' umudu ile yanında belirdiğim arkadaşlarım 10 dk içinde suratlarına cuk oturan,sanki doğduğunda birliktelermiş de kader bir şekilde yollarını ayırmış ve yıllar sonra beklenen büyük buluşma yaşanmışçasına buldukları güneş gözlüklerinin ödemelerini yaparken,ben hala ''şunu da bi deneyebilir miyim?,bu nasıl oldu?,sizin görevleriniz arasında surat tipine göre gözlük önermek yok mu?'' gibi sorular sorarak çalışanları sıkmaya devam ederdim...

yıllarca gizli gizli yüzlerce gözlük çeşidi denedim...insanlara ''ben güneş gözlüğü takmam,takanı da sevmem'' profili çizdim içim kan ağlayarak.ve evet itiraf etmeliyim ki eşlik amaçlı yanlarında bulunduğum birkaç arkadaşım gözlük satın alamadan çıktığı zamanlarda içimde bir şeyler kıpır kıpır oldu...

geçen yaz ''burama kadar geldi'' nidalarıyla gittim izmir'de bir gözlük satın aldım.
yüzümde çok eğreti durduğunu biliyordum.satan elemanlar da ''amaaan hepsi sende böyle duruyor zaten abla'' deyince bir hışımla aldım çıktım.

bir zumzuk abla wickedwitch,zalım boy yes nolcek!,uçan adam disko benim gibi değildi.hangi gözlüğü taksalar ''cuk'' sesini duyuyordum,içim sıkışıyor,gözlerimin önünde şimşekler çakıyordu.sürekli gözümün önünde olan bu şahısların bana yaşattıkları duyguları varın siz düşünün sevgili okurcanım.

çok zor zamanlar yaşadım çook...şimdi sıfatımda eğreti duran gözlüğümle belki daha zor zamanlar bekliyor beni ama kısmet mi derler,nasip mi derler,şuraya ne yazıldıysa o mu derler artık bilmiyorum...

16 Şubat 2010 Salı

sizin için denedik ama başaramadık macera no:2


macera dizimizin 2. ayağında Taekwondo adlı uzak doğu sporunu inceleyeceğiz.nedir kelime anlamı peki?
tae:ayak
kwon:el
do:
el ve ayakla yapılan hareketlerin ıslah edilmiş şekli
meali:çek lan elini ayağını,kırarım kemiğini,kıkırdağını

bu kendimce yaptığım meal hadisesi zevzeklik olarak değerlendirildi ne yazık ki.bu olay sadece spormuş da ben saldırgan bir forma sokmuşum kendi içimde.katiyen ''taekwondocu'' sıfata layık olamazmışım bu düşüncelerle gidersem.hayatında yaptığı tek spor ''mutfağa gidip yemek pişirmek'' olan bir insan için ne kadar acı verici...

taekwondocu her zaman adil,haklının yanında,haksızın karşısında ve tarafsız olurmuş...bir kere haklının yanındaysa tarfsız olması mümkün değil ki hacım...böyle çelişkisi olan bir sporu yapmak da benim felsefeme aykırı! bu yaştan sonra kimse bana robin hood kılıfı da geçiremez.

özetle milli sporcu olma yolundaki girişimim felsefelerimizin uyuşmaması ile birlikte sona erdi.

burdan tüm felsefeli uzak doğu sporlarını öpüp,yaşasın yakın doğu zumzuğu demek istiyorum sayın okur...

yazarın takdir bekleyen notu: ama ben tüm bu felsefe kavgalarına rağmen sırf sizin için üzerime o kıyafetleri giyip süper estetik(!) ve atletik(!) vücudumla ''kwon'' figürü yaptım bir adet...


12 Şubat 2010 Cuma

sizin için denedik ama başaramadık macera no:1

ben,zumzuk abla wickedwitch,zalım boy yes nolcek! ve uçan adam disko bir gün hiç üşenmedik ve araştırdık,teoride kalmadık ve uyguladık...nedir bu emo çılgınlığı? nidaları eşliğinde yaptığımız bu araştırma olayında nihayet şu çıkarımlara ulaşabildik...feci empatik hareketlerdi belki ama yaptık bunu!hem de her türlü karizmamızdan ödün vererek!

şimdi efendim ilk etapta saç stili gözümüze çarptı.bir emo gibi görünebilmek için saçların üstteki fotolarda yaptığımız üzre beele beele ayrılması gerek.

sonra yüzdeki ifade mühim...emosun ya yüzde ''öz hakiki acıların çocuğu benim fırk!'' ifadesi olmalı.

efendim fotoğraflarda başın bir eğiklik açısı olmalı ama o konuda net rakamları tespit edemedik yazık ki...

fotolarınızı kendiniz çekerseniz,hele hele ikinci fotodaki gibi cep telefonu ile aynadan çekme ekolünü yaşatırsanız tadından yenmez bir emo olursunuz...(fotodaki telin camera hedesi yok ama maksat okuyucunun gözüne de hitap edip kalıcılığı arttırmaksa başvurulabiliyor böyle hilelere)

ve unutmadan çemçük bir ağız ve o ağızdan dökülecek çemçük kelimeler ile son rötuşlarınız da tamam demektir...

artık emo dili ve edebiyatını da bi ara çözersiniz zaten bu işe gönül verirseniz.zira biz araştırma sonrasında eski hallerimize dönmeyi yeğlediğimizden o olaya girişmedik ne yalan söyleyeyim...
ama hacım şimdi farkettim de bizim halimiz de niceymiş ha...