bos beles isler

x + y = düttt

arastirma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arastirma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2011 Cuma

artuklu üniversitesi logosunun sırrı çözüldü




Mardin Artuklu Üniversitesi'nin esrarengiz logosunun şifresi çözüldü.Logo tasarımcısının verilen sürede istenen performansı gösterememesi, daha doğrusu işi pek sallamaması sonucunda 1 gecede, tiryakisi olduğu atari oyunundan etkilenerek yaptığı çalışma insanlarda ''onebenassı'' etkisi yarattı.


Logonun sırrının çözülmesinin ardından üniverisite öğrencilerinden bayılanlar ve akabinde ayılanlar olduğu saptandı.Bu durumun velileri tarafından duyulmasından korkan öğrencilerin paniği devam etmekte.rektörlük sükunetini korumakta.



10 Ocak 2011 Pazartesi

aynı şeyi görebilen kaç kişiyiz?

bir arkadaşa bakıp çıkacaktım diyenler,yazdıklarımı devamlı takip edenler,yolu rastgele bloğa düşüp hemen kaçacak olanlar,vs...kısacası şuan bu yazıyı okuyanlar size sesleniyorum:

yukarıdaki foto benim kumbaram.şimdi bu kumbara üzerindeki resimde sizin dikkatinizi ne çekiyor?aşağıya yorum olarak yazarsanız ''algıda sıçıcılık'' yaşayıp yaşamadığımı kendime ispat edeceğim. şimdiden teşekkürler.

7 Kasım 2010 Pazar

hassasın oldum senin!

ismini bilmiyorum.ortalama selamilik bir tipe sahip.mahallemizin terimler sözlüğü olma yolunda sağlam adımlar atan insan.kaş,göz,bıyık kombinasyonu sağlam,süpersonik çantacı...

çanta çeşitlerini gösterirken çeşidin fazlalığına dikkat çekmek için popodan terim uydurmak konusunda üstad bir kişilik o!

''bak burda kare,dikdörtgen gibi olanlar var,şurda yuvarlak,ovallak olanlar var,şurda ovallaklar var,burda ...''

ovallak 1,ovallak 2,ovallak 3.......ovallak 128.çıkırt...
eve girer girmez açtım bilgisayarı.büyük bir dikkatle çalışmaya başladım.her türlü matematik formülünü kullanarak ''ovallak''ı buldum.meğer ne alim,ne ordinaryus bir zatmış kendisi.yarın ilk iş gidip türk liralarına fotosunun basılması için yalvaracağım.

13 Ekim 2010 Çarşamba

sizin için denedik ama başaramadık macera no:7


bilenler bilir eskişehirli black metal grubu episode 13'ü ve efsane olmuş pozlarını.
la havle ve la kuvvete adlı çalışma

şimdi bu pozla ilgili her türlü geyik çevrildi zaten.yağmur duasından,istikbal göklerdedire,tanrıyı gökyüzünde arama zira o senin içindeye kadar türlü türlü yorum yapıldı.uzatacak değilim.

vaziyet şudur:
bu episode 13 arkadaşlarımızın kafasını yaşayabilmek ve onlar kadar meşhur olabilmek adına verdiğimiz çaba,eskişehir topraklarına ayak basar basmaz meyvesini verdi.eskişehir'e gitmek gerekiyormuş bunun için evet,aynı havayı solumak...
gerçi bizim meyvemiz episode 13 elemanlarınınkinin yanında biraz ham kalıyor ama kopmuş bulundu artık dalından yapacak bir şey yok.
ılımlı metal
green metal

12 Ekim 2010 Salı

ayla t.'nin akıbeti

sizin için araştırdık,bulduk,buluşturduk sevgili okurcan.görüldüğü üzere minik ayla t. , keloğlan sakızlarının fantezi kurbanı olup,feci gazlara gelerek itfaiye haftasını kendi imkanları ölçüsünde verilen yönergeye bağlı kalarak kutlamaya çalışmıştır.gazeteye haber edilişinden sonra kimse onun 7 yaşında minnak bir yavru olduğunu göz önünde bulundurmamış; ana babalar çocuklarıyla iletişim kurmasını engellemiş,babasından kızılcık zopasıyla dayak yemiş,bir daha sakızın s'sini ağzına sürmesine izin verilmemiştir.

ayla t. ilkokul sıralarında tüm keloğlan kitaplarını hatmetmiş,kinine kin ekleyerek yıllarını geçirmiştir.nerde bir kel görse kafasına bir şaplak atıp kaçmıştır.evindeki en değerli hazinesi keloğlanın alnını ortalayan dart olan ayla t. üniversiteden mezun olur olmaz intikam çanlarını çalmaya başlamıştır.

keloğlan sakızlarına yaptığı iş başvurusu kabul edilen ayla,başladığı tarihten kısa bir süre sonra iş ortamında çalışkanlığı ile nam salmış,üst düzey yöneticilerin ve tüm çalışma arkadaşlarının takdirini,sevgisini ve güvenini kazanmıştır.3. yılının sonunda artık sabrettiği zamanların karşılığını almak için yıllarca planladığı,hayalini kurduğu şeyleri tek tek hayata geçirmeye başlamıştır.

önce bu olayı gerçekleştirdiği tarihten itibaren kendisini beslenme ortamlarına meze eden dombili ilkokul arkadaşlarının adreslerini tespit etmiş,kaç adeti evli,mutlu,çocuklu belirlemiştir.yaşadıkları sokaklara kadar inmiş,bakkal rıza,bakkal orhan gibi ajanlar atamıştır.anneler gününde,babalar gününde gizlice matbaaya sızmış,sakızların içinden çıkan kağıtlara ''bugün anneler günü,hadi ananın kafasına terlik fırlat'' , ''bugün babalar günü,hadi ceplerindeki paraları al'' gibi günün anlam ve önemini belirten yazılar yazmış; bu özel cikletlerin de o seçilmiş çocukların ellerine geçmesini sağlamıştır.

anneler gününde tek tek bu evlerin kapılarını dinlemiş,toplamda 32 zevk sigarası içmiştir.babalar gününde babasının zarar ettiği yaşta olan insanlara açtıkları tazminat kadar zarar ettirmiştir.son olarak keloğlan sakızlarını ateşe veren ayla t., en son ilkokulda kendisine ilgi duyan,olaydan sonra kendisinden soğuyan ve bir daha göz göze gelemediği dombili necatinin evine nanik yaparak kaçarken görülmüştür.

9 Ekim 2010 Cumartesi

ne umdum ne buldum?

esasında size bir zamanların grup destan'ından ne derece tırstığımdan,cilveloy nanayda şarkısının bünyemde nasıl tepkiler yarattığından bahsedecektim uzun uzun.
tam kafamda tasarlamışken tüm cümlelerimi,bu cümlelere bir görsel icap ediyor dedim.olmaz ama ya hatırlayamayan olursa grup destan'ı diye.neyse.
muhterem google amcaya danışırız ya hani; öyle de yaptım.fakat bana sunduğu görsellerden biri cilveloy nanayda fobimi dalgaların kuma yazılmış yazıyı silişi gibi sildi geçti.
dostum grup destan demişsin ama bu maho ağa ve avratları çıktı!
fobimi bir anda yerle yeksan ettiği için google'a ''bre google sen nelere kadirsin be yav?'' dedim.

verdiği cevaba istinaden koşarak uzaklaştım...

11 Haziran 2010 Cuma

şeytan'ın en sevdiği şey kibir miydi?



hayır azizim hayır! yıllar yılı kandırıldık durduk ''kibir şeytan'ın sevdiceğidir'' diye.yaptığım deneyler ve gözlemler sonrası bu kanıyı yıkmaya geldim.
ve açıklıyorum: şeytan'ın en sevdiği şey UZAKTAN KUMANDAdır.
lanet olasıca kumandayı sehpaya yahut koltuğa bıraktığınızdan öylesine emin olsanız da,o kumandanın tv.nin olmadığı odalardan,ayakkabılığın rafından çıkmasının tek açıklaması ev arkadaşınız şeytan'dır.toplu yaşadığınız mekanlarda kumanda kayboluşlarından yaşam alanınızı paylaştığınız bireyleri sorumlu tutup,gerginlik yaratmayın,kalp kırmayın üstadım.
onun yerine ''şeytaaaaan aldıııııı götürdüüüüüüüü,satamadaaaaan getirdiiiiiiiii'' diye melodik bir şeyler söyleyin,hoşuna gidiyor elemanın,bırakıp kaçıyor bir kıyıya köşeye.alakasız yerlerden başlayın o yüzden aramaya.
 
hem ne demiş izzet yıldızhan: ''fransızlar amma kültürlü ufacık çocukları bile fransızca konuşuyor.''
ya yaaa.bilinçli olmak lazım!

22 Mayıs 2010 Cumartesi

facebook facebook hergün aradım durdum,facebook facebook bu kızı ordan buldum

artık smayyıl yk şarkılarını neredeyse ezbere biliyorum benim iran kekliği okurum.serviste,okulda bünyeme dayatan insanlar sayesinde  bir baktım ki smayyıl ile düet yapabilecek bir kıvama gelmişim.tez zamanda hafızandan siline diye dualarınızı eksik etmeyin yanımdan,yöremden...

dizilerle pek haşır neşirliğim yok benim efendim.gördük mü birbirimizi, selamlaşıp geçiyoruz.bazen hal hatır sormak için yanaşıyorum yamacına doğru,ama sonuç;konuşarak sizi uyutan insanların yaptığı ile aynı oluyor bünyemde.ben sızıyorum,bir ara kendime geldiğimde ''hadi eyvallah'' deyip vedalaşıyorum kendisi ile.bu sebeptendir ki dizi oyuncularının isimlerini bilemem ama bi kaç dk da olsa hal hatır sormuşsam gördüm mü tanırım.bulmacalarda ''resimdeki oyuncu'' kısımları için hep harf çıkmasını beklerim ben.birkaç harf çıktı mı da o kısmı sallamasyon doldurup,bitirdikten sonra imha ederim,bulan dalga geçmesin diye.dizi tutkunu arkadaşlarımın dizi kritiklerinde de hep fransızı oynarım mesela.korkuyorum bu rol üzerime yapışıp kalacak diye.

neyse işte.tuğba büyüküstün de bu simasını bildiğim,adını sanını bilmediğim oyunculardan biri idi birkaç gün öncesine kadar.hatay'da çalıştığım dönemlerde ''asi'' dizisinin çekimleri arada bir yaşadığım yerde gerçekleştiğinden ve de ailemin yanına giderken has otobüslerinde fanatik bir biçimde izlendiğinden, daha fazla görüyordum yüzünü.hatay'dan taşındım,geçenlerde yeni dizisinin reklamlarında gördüğüm ana kadar da uzuunca bir süre görmedim kendisini.

sonra atlarımızı o muhabbetten bu muhabbete koşturduğumuz bir arkadaşımla konuşurken hatay'a geldi konu.''atım sen şurda otlayıver'' diyerekten,soğuk ayranlarımızı içmeye başladık hatay'da.ve bir şekilde ''asi'' dizine geldi mevzu.eski erkek arkadaşının bu hatuna hasta olduğunu hatırlamalar vs derken ulaşılan son nokta:


algıda toplu sıçıcılığın güzel bir örneğini yansıtıyor aslında bu.elemanın ''güzel pic'' diyerek neyi kastettiğini harmanlamış olsa da anlıyoruz öyle değil mi? ama tuğba ve hayran tayfasında durum farklı.tuğba osuruyor,tayfası sıçıyor -imam-cemaat ilişkisi-
pic= picture olarak değil de pic=piç olarak algılamasından mütevellit hoop geliyor tehditkar yorum kendisinden.bunu gören tayfa da ardından.yalnız şu çarptı gözüme: tuğba hanım kızımızdan sonra yorum yapan ablalar hep bir önceki yorumu ezme,tuğba'nın gözüne daha çok girme derdindeler.savaşı kim kazanır?tuğba'nın gözüne,gönlüne en çok hangisi hitap eder ve onla evlenmeyi hak eder?elemanın akıbeti ne olur? sorularının cevabını çok merak ediyorum ne yalan söyleyeyim.

ne entrikalı,tutkulu sayfalar varmış arkadaş!



7 Mayıs 2010 Cuma

sana yurdum insanını anlatayım mı dünyalı? tespit no: 2


yurdum insanın beyanat biçimlerinin tadından yiyemezsin .böyle ricalarını,duyurularını,isyanlarını vs. ilan etme biçimleri yok mu?bu özelliklerini bir keşfettin mi,esnaf tabelalarının,duyurularının takipçisi olmuş bir halde bulursun kendini.


*o esnaflar ki risk almayı severler.para kazanamayacak dahi olsalar farklı yollar göstermeyi kendilerine bir görev bellerler.
*onlar olası diyalogları sezme yeteneğine sahip kişilerdir.bunu önlemek için de en popüler yöntemi -aldıkları çıktıyı poşet dosyaya koyup dükkan camına asma- tercih ederler.




*mistik yönleri fazlaca gelişmiştir.elinden bir şey gelmediğinde allah'a havale ederler.halbuki gelse var ya...

*hangi saatler arasında çalıştıklarını kendileri de pek bir karıştırırlar.isyan eden müşteri olmasın diyerek olası çalışma/çalışmama saatlerini mümkün olduğunca ifade etmeye çalışırlar.''yok ben görmedim,vay ben bilmedim'' serzenişlerine mahal bırakmazlar.
 
*kategorizasyon efendileridir.neyin ne olduğunu çok iyi bilirler,her kesime hitap ettiklerini ifade etmede bir takım problemler yaşarlar ama.
*''türkçe yazıldığı gibi okunur,okunduğu gibi yazılır'' diyerekten ne var ne yoksa okunduğu gibi yazarlar.arada error verirler ama onlar için inanın değişen bir durum söz konusu olmaz.
 
*hem genele hem özele hitap edebilirler.toplumun her kesiminin dilinden anladığını bir şekilde belli ederler.

18 Nisan 2010 Pazar

sanata bakış açısı hesaplama tekniği

 size oldukça fayda sağlayacak bir çalışma ile karşınızdayım.

etrafınızda ''benim sanata bakış açım şöyle şöyle,böyle böyle'' diye ahkam kesen zatı-ı muhteremler mi var?
ve siz bu zat-ı muhteremlerin aslında hödük olduklarına inanıyor ve onları ulu orta delillerle rencide mi etmek istiyorsunuz? 

işte size en kesin ve en kalıcı yöntem!!! iddia ediyorum bu kadar etkilisi ile daha önce karşılaşmadınız.yüz kızarması garantili !

şimdi efendim,öncelikle malum hödük paşa'nın sanata bakarkenki bir fotoğrafını buluyorsunuz bir yerlerden. yoksa tuzaklar kurun,pusuya yatın,çekin fotoğrafını.
sonra fotoğrafı masanızın üzerine koyup, yapmış olduğum çalışmada görüldüğü üzre, gözleri ile sanata baktığı yeri birleştirin. hödükzade efendi bir miktar clark kent modu alacak ama yapacak bir şey yok.neyse efendim.çizim hadisesini çalışmamdaki gibi yaptıktan sonra ilkokuldan kalma açıölçerinizi elinize alıp,muhteşem ilkokul öğretmeninizin size öğrettiği gibi ölçüyorsunuz açıyı.

ve işte sonuç...artık elinizde delillerle konuşabilirsiniz.hem son trend de bu,hadi yine iyisiniz...


16 Nisan 2010 Cuma

(çiftlikte uyum)

 
aynı şeylere gülebiliyorsanız...
 
aynı sokaklarda yürüyüp,aynı banklarda oturabiliyorsanız...
 
bir şekilde kıyafette renk uyumunu yakalayabiliyorsanız...
 
ve aynı fotoğraf makinesine aynı pozu verebiliyorsanız...

TEBRİKLER! UYUMLU BİR ÇİFTSİNİZ,HELAL OLSUN...

bir de şöyle bir şey var belki alakalıdır:

ALİ BABA'NIN ÇİFTLİĞİ

Ali Baba'nın bir çiftliği var
Çiftliğinde kuzuları var
Me me diye bağırır
Çiftliğinde Ali Baba'nın

Ali Baba'nın bir çiftliği var
Çiftliğinde inekleri var
Mö mö diye bağırır
Çiftliğinde Ali Baba'nın

Ali Baba'nın bir çiftliği var
Çiftliğinde tavukları var
Gıt gıt gıdak gıt gıt gıdak diye bağırır
Çiftliğinde Ali Baba'nın

Ali Baba'nın bir çiftliği var
Çiftliğinde ördekleri var
"Vak vak vak vak" diye bağırır
Çiftliğinde Ali Baba'nın

Ali Baba'nın bir çiftliği var
Çiftliğinde eşekleri var
"Aiiiiiiiii, aiiiiiiiii" diye bağırır
Çiftliğinde Ali Baba'nın

Ali Baba'nın bir çiftliği var
Çiftliğinde horozları var
"Üüürü üüüü, üüürü üüü " diye bağırır
Çiftliğinde Ali Baba'nın

şimdi hep beraber:
meee meee cıstak cıstak mö mö mööööö dubu dup durrrrrrmmm gıt gıt gıdaaak vak vak vak dubu tıss çıss çıss aiii aiiii oi oi oi oi üüürü üüüüü yeah!

burda da uyum sağlanmıştır...

15 Nisan 2010 Perşembe

sana yurdum insanını anlatayım mı dünyalı? tespit no:1

yurdum insanı fena halde tv.'de gördüğü herhangi bir şeye 3 sn. içerisinde sempati duyabilen,5 sn içerisinde benimseyebilen,10 sn içerisinde de bu sempatik bulduğu şeyi kendi hayatına bir davranış olarak sokma kararı verebilen bir formdadır.
   selocan 7'den selocan 70'e

yaşı,cinsiyeti,kökeni,fiziksel özellikleri vb. ne olursa olsun 7'den 70'e toplu sempati geliştirebilme ve bunu hayatlarına yansıtabilme özelliğine sahip yurdum insanı, uzuuun yıllardır ''örgütlenme'' kelimesini duyduklarında gözlerini büyütseler de,bu toplu organize oluş ile bir örgütlenme biçimi sergilemiş olurlar. 

bir kitle imha silahı olan televizyonun, bu kitlesel hareketteki payı elbette ki en büsbüyüktür.
bakın bunu bilgiyi işleme kuramı ile ele alalım:

unutmayın ki sempatiklik insanın üzerine yakışanı giymesidir.....

5 Nisan 2010 Pazartesi

biraz da bilgilenelim

ve tabii ki hatırlamacasına;

2 Nisan 2010 Cuma

sizin için denedik ama başaramadık macera no:5

bu maceramızın konusu: karın üstünde naylon poşetle kaymak

şimdi sevgili okur,bazılarımız şanslıdır kış ayları.sonbahardan babaları,amcaları,abileri,dayıları vs tarafından kışa yetiştirilmek üzere hazırlanmış kızakları vardır çünkü bu kişilerin...herkesten daha mutlu yaşarlar bu insanlar kış mevsimini; böyle sindire sindire...

neyse...

kızak sahibi olmayanlar da kıçlarının altına kestikleri büyük poşetleri yahut plastik leğenleri koyarak gidermeye çalışmışlardır bu eksikliği...benim de tarzım genel itibariyle buydu.bunca yıllık poşet kayakçısıyım bir kere olsun düzgün bir kayış sergileyemedim.hep eşe dosta gıpte etmişimdir negzel kayıyorlar diye.

antenman olayı değil sanırım poşetle düzgün kaymanın sırrı...lise yılları,üniversite yılları; yaptığım onca poşet aktivitesi ya kaldırımdan uçmamla ya da kaldırıma çıkmamla sonuçlanmıştır zira.sadece yancı olup,eşin dostun poşetinin üztünde onlarla kaydığım zamanlarda bir başarı edebildim,gerisi poşetin altımdan kayması,benim poşetin üstünden kaymam gibi hadiseler işte.

okullar bitti,mesleki durumlar peydah oldu...meslek hayatımın bağrına atıldığım 2. şehirde koca koca insanlar yine poşetle kayma aktivitesine imza attık.daha doğrusu onlar attılar,ben yeltendim.çok hatrı sayılır dostlarım pek bir azimli çıktılar; kendileri gibi kayabilmem için insanüstü efor sarfettiler sağolsunlar.
genel kanı benim poşetle kayma sanatı için yaratılmadığım yönünde oldu ne yazık ki...

herkes şanslı doğmuyor azizim!!!

sonuç olarak ''ben denedim,başaramadım ama şurda hata yaptım,siz böyle yapın'' gibi tavsiyelerim de olamayacak.üzgünüm sayın okur.hatta varsa bunun bi yolu yordamı,yöntemi tekniği; siz bir el atıverin,bir anlatıverin madde madde be hacım...



10 Mart 2010 Çarşamba

sizin için denedik ama başaramadık macera no:4

bu maceramızın konusu: direksiyonda poz verme ekolü
sanırım direksiyonun icadı ve otomobile montesi ile başladı her şey.teknolojinin alıp başını ayaklanması ile de son halini aldı bu direksiyonda poz verme hadisesi.önceleri son model araba içlerinde verilen ve bir fiyaka göstergesi olarak kabul edilen poz verme eylemi,daha sonraları tüm yurdum insanının da gözde aktivitesi haline geldi.
tüm otomobiller, markası,beygiri kaç olursa olsun, birer fotoğraf çekim alanı muamelesi görmüştür kanımca.

neyse...şimdi efendim bu eylemin vuku bulması için gerekli malzemeleri sıralayayım hemen:
*bir adet herhangi bir otomobil
*şoför koltuğu
*direksiyon
*tercihen vites
*fotojenikliği önemsiz bir insan evladı
*fotoğraf makinesi
*fotojenikliği önemsiz insan evladının fotoğrafını çekecek herhangi bir vatandaş

yapılışı:
*fotojenikliği önemli olmayan bir insan evladı evden çıkarken eline bir fotoğraf makinesi alır.sokakları turlarken kapısı açık bir otomobil görür carrefour otopark alanında.içinde garip mi garip bir dürtü meydana gelir.otomobile avına gizlice sokulan bir hayyyvaan gibi yaklaşır,yaklaşır ve kapıyı açıp oturur şoför koltuğuna.koltuğun ayarı ile oynar,direksiyon ve vites kolunu söker bu zat-ı muhterem.direksiyonu koluna geçirip,vites kolunu da koltuğunun altına alır ve iner otomobilden.kapıyı kapatırken durur ve elindeki fotoğraf makinesini yük fazla oluyor diye şoför koltuğuna bırakır.sonrasında kapıyı kapatıp yoluna devam eder.yolda bu şahsın garip halini farkeden fotoğraf makineli herhangi bir vatandaş ''aaa ne garip,çekeyim de ben bunu akıllı tv'ye neyin yollarım'' der ve çeker bu şahsın fotosunu.

hayır sevgili okurcan...böyle alengirli bir hadise değil bu.
binersin aracın şoför koltuğuna;senin olması,olmaması yahut kullanmayı biliyor ya da bilmiyor olman bir şey değiştirmez,tutuşturursun bir eşin dostun eline fotoğraf makinesini,iki elini direksiyona atarsın yahut tekini vitese,gülümsersin,olur biter...artık rahat uyumaman,benim de direksiyonda pozum var dememen için hiç bir sebep yok...

misal biz denedik olmadı...

hala uyku problemi yaşıyoruz hatta...nerde yanlış yaptık ki?

2 Mart 2010 Salı

sizin için denedik ama başaramadık macera no:3

bu maceramızın konusu : insanın kendisine yakışan gözlük bulma sorunsalı sayın okur.
küçüktüm,ufacıktım,böylesi bir buruna sahip olacağımı tahmin dahi edemezdim.ergenlikten sonra evrimini tamamlayan bu burun organı benim 25.yılımda bir güneş gözlüğü sahibi olmamı sağladı.o da zorla...

ne zamanki güneş gözlüğü almaya kalkışan bir arkadaşım olsa,1 numaralı alış veriş arkadaşı olarak yanında biterdim.''kendime uygun bir güneş gözlüğü bulurum belki'' umudu ile yanında belirdiğim arkadaşlarım 10 dk içinde suratlarına cuk oturan,sanki doğduğunda birliktelermiş de kader bir şekilde yollarını ayırmış ve yıllar sonra beklenen büyük buluşma yaşanmışçasına buldukları güneş gözlüklerinin ödemelerini yaparken,ben hala ''şunu da bi deneyebilir miyim?,bu nasıl oldu?,sizin görevleriniz arasında surat tipine göre gözlük önermek yok mu?'' gibi sorular sorarak çalışanları sıkmaya devam ederdim...

yıllarca gizli gizli yüzlerce gözlük çeşidi denedim...insanlara ''ben güneş gözlüğü takmam,takanı da sevmem'' profili çizdim içim kan ağlayarak.ve evet itiraf etmeliyim ki eşlik amaçlı yanlarında bulunduğum birkaç arkadaşım gözlük satın alamadan çıktığı zamanlarda içimde bir şeyler kıpır kıpır oldu...

geçen yaz ''burama kadar geldi'' nidalarıyla gittim izmir'de bir gözlük satın aldım.
yüzümde çok eğreti durduğunu biliyordum.satan elemanlar da ''amaaan hepsi sende böyle duruyor zaten abla'' deyince bir hışımla aldım çıktım.

bir zumzuk abla wickedwitch,zalım boy yes nolcek!,uçan adam disko benim gibi değildi.hangi gözlüğü taksalar ''cuk'' sesini duyuyordum,içim sıkışıyor,gözlerimin önünde şimşekler çakıyordu.sürekli gözümün önünde olan bu şahısların bana yaşattıkları duyguları varın siz düşünün sevgili okurcanım.

çok zor zamanlar yaşadım çook...şimdi sıfatımda eğreti duran gözlüğümle belki daha zor zamanlar bekliyor beni ama kısmet mi derler,nasip mi derler,şuraya ne yazıldıysa o mu derler artık bilmiyorum...

16 Şubat 2010 Salı

sizin için denedik ama başaramadık macera no:2


macera dizimizin 2. ayağında Taekwondo adlı uzak doğu sporunu inceleyeceğiz.nedir kelime anlamı peki?
tae:ayak
kwon:el
do:
el ve ayakla yapılan hareketlerin ıslah edilmiş şekli
meali:çek lan elini ayağını,kırarım kemiğini,kıkırdağını

bu kendimce yaptığım meal hadisesi zevzeklik olarak değerlendirildi ne yazık ki.bu olay sadece spormuş da ben saldırgan bir forma sokmuşum kendi içimde.katiyen ''taekwondocu'' sıfata layık olamazmışım bu düşüncelerle gidersem.hayatında yaptığı tek spor ''mutfağa gidip yemek pişirmek'' olan bir insan için ne kadar acı verici...

taekwondocu her zaman adil,haklının yanında,haksızın karşısında ve tarafsız olurmuş...bir kere haklının yanındaysa tarfsız olması mümkün değil ki hacım...böyle çelişkisi olan bir sporu yapmak da benim felsefeme aykırı! bu yaştan sonra kimse bana robin hood kılıfı da geçiremez.

özetle milli sporcu olma yolundaki girişimim felsefelerimizin uyuşmaması ile birlikte sona erdi.

burdan tüm felsefeli uzak doğu sporlarını öpüp,yaşasın yakın doğu zumzuğu demek istiyorum sayın okur...

yazarın takdir bekleyen notu: ama ben tüm bu felsefe kavgalarına rağmen sırf sizin için üzerime o kıyafetleri giyip süper estetik(!) ve atletik(!) vücudumla ''kwon'' figürü yaptım bir adet...


12 Şubat 2010 Cuma

sizin için denedik ama başaramadık macera no:1

ben,zumzuk abla wickedwitch,zalım boy yes nolcek! ve uçan adam disko bir gün hiç üşenmedik ve araştırdık,teoride kalmadık ve uyguladık...nedir bu emo çılgınlığı? nidaları eşliğinde yaptığımız bu araştırma olayında nihayet şu çıkarımlara ulaşabildik...feci empatik hareketlerdi belki ama yaptık bunu!hem de her türlü karizmamızdan ödün vererek!

şimdi efendim ilk etapta saç stili gözümüze çarptı.bir emo gibi görünebilmek için saçların üstteki fotolarda yaptığımız üzre beele beele ayrılması gerek.

sonra yüzdeki ifade mühim...emosun ya yüzde ''öz hakiki acıların çocuğu benim fırk!'' ifadesi olmalı.

efendim fotoğraflarda başın bir eğiklik açısı olmalı ama o konuda net rakamları tespit edemedik yazık ki...

fotolarınızı kendiniz çekerseniz,hele hele ikinci fotodaki gibi cep telefonu ile aynadan çekme ekolünü yaşatırsanız tadından yenmez bir emo olursunuz...(fotodaki telin camera hedesi yok ama maksat okuyucunun gözüne de hitap edip kalıcılığı arttırmaksa başvurulabiliyor böyle hilelere)

ve unutmadan çemçük bir ağız ve o ağızdan dökülecek çemçük kelimeler ile son rötuşlarınız da tamam demektir...

artık emo dili ve edebiyatını da bi ara çözersiniz zaten bu işe gönül verirseniz.zira biz araştırma sonrasında eski hallerimize dönmeyi yeğlediğimizden o olaya girişmedik ne yalan söyleyeyim...
ama hacım şimdi farkettim de bizim halimiz de niceymiş ha...