bos beles isler

x + y = düttt

beyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2011 Perşembe

beni hafife almayın demiştim! (demiş miydim?)

bundan böyle hayatımda var olan ve olacak olan tüm insanlardan beklentilerim olacak:
en el üstünde tutulan ben olmalıyım mesela.en ''bir tanesin'' lafı bana yakıştırılmalı.

hatta tanıdıklarım ve tanıyacaklarımdan beklememeliyim sadece bunu. bu topraklarda yaşayan herkesten beklemeliyim.milli gurur olmalıyım.göğsünüzü kabartan bir değer.''eşin benzerin yok azizim'' lafları işitmeliyim bol bol.çünkü hakediyorum.en çok ben hakediyorum:

yaaa yaaa ne sandıydın?
bundan böyle özel muamele isterim.net!

17 Aralık 2010 Cuma

''ders kitaplarındaki metinler realist yaklaşımlar içermeli'' çabalarımız nereye gidiyor?

ilköğretim ders kitaplarındaki metinleri işledikçe cinlerim tepeme fırlıyor okurcan.pembiş pembiş metinler,pürüzsüz,süper bir dünyada yaşıyormuşuz izlenimleri...
hiç olmadı kılavuz kitapları öğretmenlere dağıtırken bari yanında pembe gözlük eşantiyonu verin,azıcık masraftan kaçınmayın be üstadım.var olmayan ve asla var olmayacak bir dünyanın bu derece ballandırılarak anlatılması o minicik tavşanların daha küçücükken yalanlara inanmasına neden olmuyor mu?
akılları azıcık daha erdiğinde böyle bir dünyanın var olmadığını gördüklerinde nefretle anmayacaklar mı öğretmenlerini? erişilmezsiniz ya rahatsınız,kimse hesap soramıyor sonuçta sizden!!!

böyle olmalı işte.GERÇEKÇİ!
somut örnek vereyim hemen:
                                                                          ***
hayat bilgisi dersi metni: demokrasi ve adalet

mehmet'in en büyük hayali sınıf başkanı olmaktı.her yıl olduğu gibi bu yıl da sınıf başkanı ve yardımcısı,sınıfta öğrencilerin vereceği oylarla belirlenecekti.

öğretmen başkanlık seçiminden önce bu yıl kimlerin aday olmak istediğini sordu.başkan adaylarının birer seçim konuşması yapmasını istedi.

mehmet diğer aday arkadaşlarının konuşmalarını saygıyla dinledi.konuşma sırası kendisine geldiğinde  başkan seçilirse sınıfı için neler yapacağını anlattı.

en çok oy alan aslı sınıf başkanı,tuna ise başkan yardımcısı oldu.mehmet çok az bir oy farkıyla seçimi kazanamamıştı.
 
mehmet üzülmüştü ama sınıf arkadaşlarının seçimine saygı duydu.aslı ve tuna'yı tebrik etti.mehmet umudunu kaybetmedi.bir dahaki seçimlerde şansını denemeye karar verdi.
                                                                                ***
çocuğa bunun canlandırmasını yaptırabilirsin evet.ama böyle biri olmasını bekleyemezsin.yok öyle bir şey.böyle cinnet geçirten onlarca metin...
sonra insan şöyle yamalar yapıyor kendince,delirmişsin ya artık,masal dünyası olmadığını haykıracaksın ya,dünyanın çok daha acayip ve saldırgan bir tutumu olduğunu göstereceksin ya:


........
en çok oy alan aslı sınıf başkanı,tuna ise başkan yardımcısı oldu.mehmet çok az bir oy farkıyla seçimi kazanamamıştı.bunun üzerine mehmet babasının ruhsatlı silahını çantasından çıkardı.aslı'ya,tuna'ya sıktıktan sonra,öğretmenine senin de ...  goyyim diyerek kalan mermileri ona boşalttı.mehmet amanın mor goyun meeeler geeeelir şarkısını söyleyerek kendisini okul çatısından aşağı fırlattı.bunu görenler bi acayip şaşkınlık yaşadılar.gözleri falan büyüdü o derece.sonuçta herkes ölümü tadacaktır fani dünyada.
.......

yahut uçan adam disko'nun metni gibi

Ali'nin kız kardeşi Ayşe'ye aşık olan Mehmet, sınıfta matematik derslerinde gözünü Ayşe'den alamamaktadır. Bir gün bunu farkeden Ayşe, Mehmet'in yanına gelerek aslında onun da Mehmet'e karşı boş olmadığını, ama bazı şeylerden korktuğu için yanına yaklaşmaktan kaçındığını söyler. Bu durumu öğrenen Mehmet çok sevinçlidir ve okuldan çıkar çıkmaz Ayşe'yle birlikte bir şeyler yapmak ister...
 
 Soluk soluğa Ayşe'nin yanına gelir ve "Eğer istersen bugün bir şeyler yapabiliriz" der Ayşe'ye. Ayşe de peki diyerek Mehmet'le birlikte yola devam ederler. Mehmet ergenliğinin sebep olduğu dürtüler sonucu Ayşe'yi ilk tenhada sıkıştırır ve asıl niyetinin Ayşe'ye sahip olmak olduğunu, ergenliğinin başlangıcından beri onu deli gibi arzuladığını haykırır Ayşe'ye.


Bunu duyan Ayşe paniğe kapılır ve Ana avrat sövmeye başlar Mehmet'e, hem bağırıp yardım ister, hem de küfreder. Çığlıkları duyan Ayşe'nin abisi Ali ve kahvede birlikte barbut oynadığı arkadaşları ilk gördükleri masadan okey ıstakalarını kaptıkları gibi olay mahalline koşarlar. Mehmet'in Ayşe'ye kötü şeyler yapmaya çalıştığını gören Ali ve arkadaşları, Ayşe'yi Mehmet'in elinden kurtarır ve Mehmet'i ters çevirip okey ıstakalarını Bir bir Mehmet'in malum yerine sokarlar. Acı içinde kıvranan Mehmet, Ali'nin arkadaşlarını ayartır ve Ali'yi onlara dövdürtür ardından da Ayşe'ye birlikte sahip olmaları için arkadaşlarını ikna eder. Abisinin kanlar içinde dayak yediğini gören Ayşe ilk taşı alır ve rastgele birinin kafasına fırlatır. Şans eseri kimsenin kafasına gelmeyen taş alzheimer hastası Fırat amcanın camını kırar. Kırılan Camı gören Fırat amca, beylik tüfeğini aldığı gibi dışarı fırlar. Çocukların alayına kız erkek farketmeden yağdırır.3 saçmanın sağ elmacık kemiğine isabet eden Ayşe kanlar içinde yere yığılır. Diğer çocukların zaten hepsinin kafasına isabet eden kurşunlar nedeniyle donları aşağıda bedenleri oracığa yığılır kalır. Mehmet son bir gayretle kıçından kanlar aka aka Ali'nin bedenini kendine siper eder..
 
Şans eseri oradan canlı kurtulan Mehmet 155 polis imdat'ı arar
 
 Ana Fikir : Acil durumlarda polisi aramayı unutmayın

dünya; kız kardeşi ile kocasını aynı yatakta yakalayan,para pul hırsı yüzünden gözünü karartıp anne babalarını öldüren,evlatlarını reddeden,dostlarını olmaz zamanlarda satabilen,koltuk sevdalısı,hırsız,sapık,katil,çocuklarını satan,sokakta yaşamaya,açlıkla,soğukla,hastalıkla başa çıkmaya çalışan vs vs vs insanların yaşadığı bir yer.
dünya içinde insanın insan gibi yaşamadığı,insanın çirkefleşmesiyle orantılı çirkefleşen bir yer.başkanlığı kaybedenlerin birbirini tebrik etmediği -yahut zoraki tebrik ettiği-akabinde ayağını kaydırma çalışmalarına başladığı bir yer.kimse kimseyi kandırmasın,kimse kimseyi,hele hele çocukları umutlandırmasın!!!

15 Ekim 2010 Cuma

şikayet mektubu

sizi kandırıyorum.bu yüzden çok utanıyorum der gibi.çotaküte
sayın hanım kız;
''beyaz şapka ördüm,övgü bekliyorum'' diyerekten kendini fotoğraflattığını görüyorum.seni arsızlığından arınmaya davet ediyorum.bize şapka diye yutturmaya çalıştığın hedenin esasında imam takkesi olduğunu biliyorum.senin de bildiğin aşikar.içinde az da olsa ar damarı barındırıyorsun ki yutturmaya çalıştığın şeyden ötürü bir miktar utanç duyup yüzünü kapatmaya tenezzül etmişsin.seni bir daha örgü paylaşım sitelerinde bu denli kandırma çabası içerisinde görürsem sibirya'ya kadar kovalar,etini dişini çatlatırım.
akıllı ol!

22 Haziran 2010 Salı

boru değil teknik!

yalçın çakır ve über yetenekli,teknik üstadı ekibine sevgilerimizi,saygılarımızı sunuyor ve bizim de kayıp vakamızı incelemek üzere kendilerine yolluyoruz.teknik ekibini pek yormak istemediğimizden salonda pinekleyen teknik ekibimizi devreye soktuk ve yaşlandırma tekniğini kendimizce yorumladık.
lütfen yalçın abi,kayıp müneccimimizi bul ve bize de mutlulukların en güzelini bahşet.

8 Haziran 2010 Salı

artiz ne arar la bazarda amca hakkında bilinmeyen gerçek!

malum üstteki amcayı artık tanımayan insan kalmadı.ancak bu haksız popülerliği her geçen gün beni rahatsız etmekte.zira bunu hak eden orijinali alttaki kişidir;uçan adam disko'dur.
   
taklitlerinden sakınınız,amcayı kınayınız !

21 Nisan 2010 Çarşamba

kıkır kıkır ıssısı ıssısı


konuşma gerçekten bir sanat dalı olarak kategorize edilmeli sayın okur.
kendini ifade edebilme konusunda kimimiz arada bir,kimimiz sık sık sıkıntı yaşıyor olabiliriz.hiç yaşamayanlara ilah/ilahe muamelesi yapar,önünde saygı ile eğilirim.
bu ifade becerisi yahut beceriksizliği bazı durumlarda bazı insanlara karşı ortaya çıkıp,benzer durum ve benzer insanlar karşısında da devamlılık kazanıyor bana kalırsa.
ben doktorlar karşısında fenalaşıyorum özellikle.doktor karşısında dilim sanki benim dilim değil,beynim sanki kontrol merkezim değil...doktorun problemimin ne olduğunu sorduğu an...ah o an!!!


ağzımdan çıkanlarla söylemek istediklerim o kadar alakasız,o kadar benden bağımsızlar ki; hem karşımdaki doktor insanı,hem de ben gözlerimizi kocaman açıp birbirimize bakakalıyoruz.

hemen somutlaştırıyorum:

burun ameliyatı olduktan sonra rutin kontroller...o kontrole kadar herhangi bir problem yaşamamıştım.fakat kontrolün 2 gün öncesinde burnumun içinde kemiklerin enteresan bir şekilde hareket ettiği hissine  kapıldım.bir çıtırdama efekti sonrası yanma duygusu yaşayıp durdum.2 gün sonra kontrolde:

doktor: evet kült ablası var mıdır herhangi bir problem?
ben: var aslında.
doktor: allah allah,nasıl bir prob?
ben: 2 gün önce başladı.yattığım zamanlarda oluyor.burnumun için KIKIRDIYOR.
doktor: nasıl yani? gülme gibi bir şey mi?
....

ve ben problemin ne olduğunu doktor bey kişisine anlatamadım.hakkını yiyemem,çok uğraştı anlamak için.uzun uzadıya da inceledi  burnumu ve kıkırdamak sıfatını gerçekleştirilebiliritesi olan kısımlarını...sonrasında yol verdi zaten.bir daha ''KIKIRDARSA'' nasıl bir duygu yarattığına,daha bildiğimiz şeylerden neye benzediğine dikkat etmemi ve ertesi gün tekrar gelmemi söyleyerek gönderdi beni evime.
o akşam ve onu takip eden diğer akşamlarda burnum ''KIKIRDAMADI''.ve ben,üzerinden 4 yıl geçmiş olsa da,tekrar burnum KIKIRDARSA doktor beylere bunu nasıl ifade edeceğimi düşünüp,o kaygıyla yaşıyorum.

3 Mart 2010 Çarşamba

luthién



kedilerle yıllar süren kovalamacam olmuştur. çöp konteynerından fırlayıp esnafların kahkahaları eşliğinde beni peşi sıra kovalayan sokak kedisi,misafirlikte bana kıl olan ve ev sahiplerince mutfağa tıkılıp 1,5 saat boyunca beni büyük bir kinle hayal eden ve kapı aralandığında fırlayıp üzerime atlayan siyam kedisini falan geçtim hırkamı giyip erkek arkadaşı ile buluşan ev arkadaşımın gayet iyi ilişkiler içinde olduğu erkek arkadaş kedisinin hırkamı koklayıp kızcağızı tırnak izi manyağı yapmasına kadar bir çok vukuat sebebiyle kedi fobim oluşmuştu.taa ki luthién'e kadar...

luthién süper bir kedi hayvanıdır.

*miyavlamayı bilmeme
(kedisin sen ee,iii dememelisin diye azarlayıp günde 1 saat nasıl miyavlanır dersi vermiş olsak da o insan olabilme,konuşabilme umudu taşıdı hep içinde.2 sesli harften öteye de gidemedi ama)

*şehirler arası otobüste tuvaletini tutma
(tuvaletinin bir damlasını dahi bırakmadan evdeki kumuna kadar yengeç gibi yürürdü bu hanım kızımız,kaldı ki evdeki tuvalet hassasiyetini siz düşünün)

*kırmızı ve mor renk hastası olma
(anında feci yavşama modu alırdı)

*evden defalarca kaçma,özgürlüğün nasıl bir şey olduğunu tatma girişimlerinde pencere dışından öteye gidemeyip,pencereyi kapattığınızda feryat figan pencereyi patileme,pencere açıldıktan sonra titremesini patileri ile suratınızı severek giderme

*kablo,çadır,askıdaki kıyafetler,buzdolabı arkası,bumbar,şırdan,kebap,pilav,taplama,künefe ve haşlanmış yumurta fanatikliği

*süt düşmanlığı

*çizgi film ve sinema sever olma

*kafasını size dayayıp anında uyuyabilme,sizi de beraberinde uyutabilme

*ısrarla ayak altına girme,9827487483298977777774324832768347 defa ezilmesine rağmen hayatta kalabilmeyi her seferinde başarabilme

*kapınızın önünde karşılayıp utanmasa ''günün nasıl geçti?'' diye sorabilme

...
..
.
.
gibi özelliklere sahip kedi üstü bir yaratık idi.sonra bir gün evin dışında yaşaması gerektiğine inanıp bi halt ettim ve 2 ayın sonunda kapının önünden gittiğini gördüm.

şimdi her martta ''acaba hangi kediyledir şimdi?'' diye geçiriyorum aklımdan...işkembe çorbamı kaşıklarken kaldırıyorum kaşığı ''şerefe luthién'' ...

anafikir: insandır nankör olan...

2 Mart 2010 Salı

sosyete metal !

gördük ve inanamadık...meğer biz mersin'in jet sosyetesindeymişiz de haberimiz yokmuş...hayır bilelim ona göre hürmet bekleyelim.yarın öbür gün bi mekanda peçeteye istek parça yazar yollarız,çalınmaz malınmaz (bkz: malınmak) ona göre dayarız burunlarına sosyetikliğimizi.eh artık bir paket peçete de bizim için yakarlar,bir adet garson ve ceketi tutuştururlar...

ama,fakat,lakin şu horned hand ( \m/ ) hadisesi sosyetikliğimize zeval verebilir diye derin düşüncelere daldım şuan...fuck!

sizin için denedik ama başaramadık macera no:3

bu maceramızın konusu : insanın kendisine yakışan gözlük bulma sorunsalı sayın okur.
küçüktüm,ufacıktım,böylesi bir buruna sahip olacağımı tahmin dahi edemezdim.ergenlikten sonra evrimini tamamlayan bu burun organı benim 25.yılımda bir güneş gözlüğü sahibi olmamı sağladı.o da zorla...

ne zamanki güneş gözlüğü almaya kalkışan bir arkadaşım olsa,1 numaralı alış veriş arkadaşı olarak yanında biterdim.''kendime uygun bir güneş gözlüğü bulurum belki'' umudu ile yanında belirdiğim arkadaşlarım 10 dk içinde suratlarına cuk oturan,sanki doğduğunda birliktelermiş de kader bir şekilde yollarını ayırmış ve yıllar sonra beklenen büyük buluşma yaşanmışçasına buldukları güneş gözlüklerinin ödemelerini yaparken,ben hala ''şunu da bi deneyebilir miyim?,bu nasıl oldu?,sizin görevleriniz arasında surat tipine göre gözlük önermek yok mu?'' gibi sorular sorarak çalışanları sıkmaya devam ederdim...

yıllarca gizli gizli yüzlerce gözlük çeşidi denedim...insanlara ''ben güneş gözlüğü takmam,takanı da sevmem'' profili çizdim içim kan ağlayarak.ve evet itiraf etmeliyim ki eşlik amaçlı yanlarında bulunduğum birkaç arkadaşım gözlük satın alamadan çıktığı zamanlarda içimde bir şeyler kıpır kıpır oldu...

geçen yaz ''burama kadar geldi'' nidalarıyla gittim izmir'de bir gözlük satın aldım.
yüzümde çok eğreti durduğunu biliyordum.satan elemanlar da ''amaaan hepsi sende böyle duruyor zaten abla'' deyince bir hışımla aldım çıktım.

bir zumzuk abla wickedwitch,zalım boy yes nolcek!,uçan adam disko benim gibi değildi.hangi gözlüğü taksalar ''cuk'' sesini duyuyordum,içim sıkışıyor,gözlerimin önünde şimşekler çakıyordu.sürekli gözümün önünde olan bu şahısların bana yaşattıkları duyguları varın siz düşünün sevgili okurcanım.

çok zor zamanlar yaşadım çook...şimdi sıfatımda eğreti duran gözlüğümle belki daha zor zamanlar bekliyor beni ama kısmet mi derler,nasip mi derler,şuraya ne yazıldıysa o mu derler artık bilmiyorum...

20 Şubat 2010 Cumartesi

senin annen bir garipti yavrum!

boş vakitlerimde bol bol fotoğraflara bakar,çektiğimiz videoları izlerim ben sayın okur.bugün yine böyle klasörler arasında gezinirken 2001 yılında yapılan ankara gezisinden şu kareyi gördüm:
lise bittiğinde 5.00 üzerinden 4.98 ortalamam vardı benim kaşlı,gözlü okurum.''inek'' diye tabir edilen bir öğrenci idim ben.ancak inekliğim gözlerimden anlaşılmasın diye böyle yollara başvururdum işte fotoğraf karelerinde.sol tarafımda oturan a.p. çok içine kapanık bir arkadaşımızdı.bazen kazağının içine kaçmış olarak bulurduk kendisini.amaçlarımız farklı olsa da kamuflaj biçimlerimiz aynıydı onunla.fakat a.p'nin sol omzunun üstünde beliren ş.p. kusursuz bir hayatı varken kendini fotoğraf karelerinde ''yanlışlıkla fotoğrafta görünmüş sıçan insan'' olarak kamufle etmeye çalışıp iyice dikkatleri üzerinde yoğunlaştırırdı.herkesin stili kendine der,birbirimizi böyle kabul ederdik.

neyse...

benim asıl demek istediğim ileride bir çocuğum olduğunda,daha da ileride bu yavrucak ilkokula başladığında hayat bilgisi dersleri olacak.bu hayat bilgisi derslerinde ''aile şeması'',''soy ağacı'' konulu performans görevleri olacak.bu hazırladığı sunuları görsel unsurlarla destekleyecek(anne fotoğrafı,baba fotoğrafı,dede,anneanne,babaanne,büyükbaba vs).yavruya ben '' benim yerime bir şebek fotoğrafı bul yapıştır daha usturuplu olacak çocuğum'' desem; çocuğumun psikolojisi bozulacak,etkinliğini saçma sapan yaptığı hissine kapılıp ders performansı düşecek,dalga geçilecek,ezilecek büzülecek vs.öğretmeni eşim için ''yahu bu adam nasıl bir zevk sahibiymiş?'' diye içinden geçirecek.benimle bağlantısı olan ve o şemada yer alan tüm insanlara gülerek bakacak vs.vs...

şu yüzlerce fotoğraf arasında bir tane olsun çıkmaz mı çocuğun ödevinde kullanabileceği bi fotoğraf ? sordum sarı çiçee  ''cevab veremedi''.

17 Şubat 2010 Çarşamba

saçlarda siyah halı böceği havası yakalamak

sene 2005...nereden ne şekilde bir gaz aldım hatırlayamıyorum ama bir anda sabina classen tadında bir değişiklik yapayım dedim.
saçın boyanması işleminden sonra ''oldu lan galiba!'' mutluluğunu yaşadım bi müddet.

    sabina classen---ben

kimseden ''sende bi sabinalık seziyorum'' yorumu almamış olsam da mutluluğum ve saçlarımla gurur duyuşum bi müddet devam etti...taa ki kampüste o hödüğün ''lan hatun kişisine bak,max cavalera'ya özenen kadın mı olur lan?'' yorumunu duyana kadar...

      max cavalera

henüz 20'sinde bir kızın,bir erkeğe benzetilmesinin ruhunda nasıl yaralar açabileceğini düşünebiliyor musun sayın okur?o hödük düşünemedi işte.ama ben düşüncelilik edip kendisinin oya-bora ikilisinin oya'sına benzediğini söylemedim.

şimdi aradan 5 yıl geçti...o zamanki halimin tam olarak şunu andırdığını netleştirdim artık:

 siyah halı böceği




16 Şubat 2010 Salı

sonunda bunu da yaptım!

buzdolabına kafa atma,kapı yerine duvardan geçmeye çalışma,bir hevesle yastığa kafayı koymaya çalışırken duvarla kafamı baş göz etme vb sakarlıklarım oldu.ev sınırları içinde kalacağını sanıyordum ben tüm bu tip hadiselerin.

bugün üzülerek farkettim ki ben bir çöp konteynerına itinayla toslayıp,sırtını ''pardon canım'' diyerek sıvazlayabilen bir insanmışım.3 saat sonra aynı yerden geçerken esnaf tepkilerinden farkettiğim üzere;yaşadığım yerde tanınıyorum artık.

burama kadar geldi!


tanrı'nın beni bir bacak boyu kadar yaratmasını anlamıyorum.hani adalet o zaman?sonra ''bana inan,bana sığın'' mesajları...bu boyla her yere sığar,sığınırım tabii.pehh!

boka kaka diyerek sansür uygulayan zihniyet

çocukluktan kalma bir alışkanlık olduğunu düşünüyorum aslında... ''anneeeeeee kakam geldiiiiiiiiii!!!!'' zamanlarından kalma hem de.ama şimdi şöyle bir durum var; -bilmiyorum kaç kişi böyle düşünüyor ama- bir yetişkinin ağzından duyduğumda pek bir eğreti duruyor,pek bir bebek gibi konuşan kız havası veriyor azizim...

bakınız cümle içinde kullanalım:
-bu kısa,öz,belki de bir kaka anlaşılmayan bu kısa yazımızın da sonuna geldik.

şimdi sayın okuyucu,değerli zat...lütfen elinle vicdanını bul ve üzerine koy.oldu mu sence?

nitekim ''bu memlekette g.te g.t denir''...değil mi üstad?

son olarak dr.skull'dan geliyor marşımız:

Sen

Ayrılmadan son defa baktım sana
Hala gururlu ve hala sıcaktın


Nereye gitsem hep senin kokun

Her taşın altında sen vardın

Herkesin içinde bir parça sen

İpin ucu kaçınca sen çıkardın


Kimi yedi seni,kimi sakladı

Kimi beyaza boyayıp akladı
Kimi yoluna yok oldu gitti

Kimi kaçırdı seni ağladı

Aniden geldin içime bir sancı gibi

Bir gün
akan sularla kaybolup gittin
Kıvrandım durdum günlerce,yoksun diye

Ve aniden yolumun üstünde bittin


Biliyorum yine geleceksin
Ve ben aynı şeyleri yapacağım

Pişman değilim bu anlar için

Her gün seni anacağım


Ayrılmadan son defa baktım sana

Hala gururlu ve hala sıcaktın

Daha söylesem bilirim dinleyecektin

Ama ben yine de sifonu çektim!...


Biliyoruz yine geleceksin

Ve biz aynı şeyleri yapacağız

Pişman değiliz bu anlar için

Her gün seni anacağız inan
Her gün seni anacağız...

10 Şubat 2010 Çarşamba

tatak

bir berlusconi bir de öğrencim ali geliyor aklıma.ha bir de melek vardı ortaokuldayken! tataklı melek...geçen facebookta gördüm de topmodel* gibi hatun olmuş.

hayat ne acayip şey...''büyümüş,serpilmişsin'' ne puştça bir ifade!


*bacak boyları falan beeelee beeelee olan insanlara falan deniyor

pipi sorunsalı

''oğlum aç pipini de amcalar,teyzeler görsün'' diyen showman ailelere oldum olası tiltim!